Merhaba dünya!




Canım Denizim, dünya güzeli oğlum;

Sen doğalı 1 sene oldu meleğim. Daha doğmadan yazmayı, hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı kaydetmeyi çok istedim ama fırsat bulamadım. Geçenlerde kendime söz verdim. Herşeye vakit ayırabiliyorken (ki sen doğalı beri çok da doğru değil bu) sana yazmaya mı vakit ayıramayacağım ? Tabii ki zorlayacağım meleğim! Dogum hikayenle baslayayim bir an  once de unutmayayim soyleyeceklerimi… Zaman gectikce hersey unutuluyor maalesef.

1 Ağustosta izne ayrildim, 25 gun evde seni bekledim. Cok huzurlu bir donem gecirdim. TV izledim, ayaklarimi dinlendirdim, oglenleri uyuduk birlikte. Sen bazi gunler cok hareketli idin, bazi gunler sakin. Sakin oldugun o gunlerde bende bir panik, doktor surekli hareketlerini takip et demisti cunku. Her hafta bazen de haftada 2 kez doktora gittik. Içinde yaşadığın su azalmıştı o yüzden sürekli takip etmek gerekiyordu. Son haftaya kadar hareket etmekte hiç zorlanmıyordum ama son hafta bayağı komikti sağdan sola dönemiyordum.


Son haftalarda hava çok sıcak olduğu için Pazar günleri ormana gittik hep. Ben çok severim ya… Sen de sanki çok seviyordun eve geldiğimde kıpır kıpır hareket ediyor oluyordun. Artık bir odunluk mu var bizde bilmem ama orman havası çok iyi geldi hep. Hatta doğumundan bir hafta önce bile yine pikniğe gittik temiz havamızı aldık 🙂 Doktorumuz Hüsnü Görgen 1 Ağustos haftasında gelmeni bekliyordu önce, oysa senin keyfin pek yerindeydi… Acele etmeye ne gerek vardı ki! 5 Ağustos’ta doğmanı çok istedik hepimiz, rahmetli babaannenin doğumgünüydü, kendisi de harika bir karaktere sahip olduğundan heves ettik hepimiz, o gün bayağı havaya girdim ama senden hiç ses çıkmadı! Tam 40 haftani doldurdugun gün geldin dunyaya. Kadir gecesi doğmayı bekliyormuşsun meğerse. Sana ileride sorduklarında “evet, kadir gecesi doğdum” diyeceksin. Şans mıdır değil midir artık bilemiyorum tam. 


Son hafta anneannen ile deden de beklemeye katıldı. Birlikte park yatağını hazırladık, anneannenin aldıklarını yıkadık ütüledik. Her parça kıyafetini ütüledim ilk 2 ay, o ipek cildine zarar gelmemesi için. Bir bavul dolusu kıyafet hazırladım hastaneye götürmek için, bir tanesini bile kullanmadık. Sağolsun Acıbadem Fulya! Bir sürü kere kusmana rağmen her seferinde yepyeni bir kıyafet verdiler, rengarenk; yeşil, mavi, beyaz, sarı, her renk cicileri denedin doğduğun ilk 3 günde. 

25 Ağustos Perşembe akşamı saat 10 gibi hastaneye yattık, suni sancı verilmesi üzerine. Çünkü suyum gittikçe azalmıştı, artık doğuma başlanması gerekiyordu. Bütün gece NTSye bağlı senin kalp atışlarını dinleyerek geçti. Baban pek hoşnuttu bu durumdan, ninni gibi gelmiş senin 150 ile atan kalbin, mışıl mışıl uyudu. Ben gözümü kırpamadım rahat edemedim bir türlü yatakta. 

Sabah saat 9 gibi doktorumuz geldi kontrol etti. Dedi ki senin kalp atışların düşüyormuş sancının olduğu zamanlarda, korkuyormuşsun. Bu sebeple ilacın dozunu artıramıyorlarmış o yüzden de sonuç alınamamış. Bana dedi ki bir kaç saat daha deneyebiliriz ama sonuç yine aynı olabilirmiş. Seni riske atmamak adına hiç düşünmedim, çok istediysem de normal doğumu fazla da zorlamamak gerek diye düşündüm. Bir anda kendimi ameliyathanede buldum. Pek de hazır değildim ve o soğuk ortama girince ister istemez biraz korktum. Acı mı duydun dersen yok hiçbir şey hissetmedim. Herkes olabildiğince kibar ve ilgiliydi ama ben baban yanıma gelene kadar çok korktum nedense. 
Baban yanıma gelince rahatladım, bana güç verdi yanımda olması. Sürekli benimle konuşuyorlardı iyi misin diye. Ama beni nedense bir endişe aldı, bir arkadaşım söylemişti. Annelik hormonuyla birlikte en çok endişe üretiliyormuş. Hakikaten öyleydi, elin kolun tam mı, parmaklar yerinde mi, herşey normal olacak mı diye bir korku aldı beni. O yüzdendir ki senin ilk ağlayışını duyduğumda çok rahatladım, ağlamaya başladım hıçkıra hıçkıra. 26 Ağustos 2011 Cuma günü 12:50’de dünyaya geldin! Baban hemen yanına koştu, doktorlar seni muayene ederken. Babanın gözlerinin içi gülüyordu resmen! Sordum nasıl olduğunu; “kara kuru birşey” dedi komik komik. Oysa ben herşey yolunda mı demek istemiştim, o anlamadı tabii beni 🙂 

Bir kaç dakika sonra hayatımın en güzel yüzüyle karşılaştım, ciyak ciyak ağlıyordun, o yüzünü o güzelliğini ömrüm boyunca unutmayacağım. İçim bir çağlayandı sanki… Öyle yoğun şeyleri belki ilk kez hissettim hayatımda, ilk görüşte aşık oldum… Sanki sesimi duyunca sakinledin, ya da bana öyle geldi. O an tek sıkıntım ellerimin bağlı olması, sana dokunamamaktı. Sonra senden ayrılmak zorunda kaldım, seni temizlemek ve muayene etmek üzere yukarı aldılar. Beni de temizlemeye götürdüler. Öyle üzüldüm ki senden ayrı kalınca, bir an önce yanıma gelmeni istedim. 

Aşağıda beni temizlerlerken, göğüslerimde inanılmaz bir ağrı başladı. İnsan gerçekten bir mucize, o kolostrum denen antibiyotik değerinde süt içindi o ağrılar, vücudum hemen hazırlıklara başlamıştı. Yukarı çıktığımda herkes bana nasıl olduğumu soruyordu oysa tek düşünebildiğim senin gelmendi. O ilk kollarıma aldığım an muhteşemdi, benim kokumu biliyordun, beni tanıyordun. Öyle acayip bir duygu ki… İlk emzirme denemem çok başarılı olmadı, zaten süt de yoktu fazla, ama yılmadan devam ettim gün boyu, yorgun da olsam… Tam sudan çıkmış balığa dönüyorsun, bir yandan uykusuzluk bir yandan inanılmaz bir sevinç, bir yandan ne yapacağını bilmemenin verdiği heyecan ve korku; enteresan bir duygu bütünü… Ama en güzeli çok yoğun ve içten duygular olması. 

İlk gecemizde baban vardı yanımda. Ilk gecemizin videosu da var ileride izleriz seninle çok romantik, öyle miniksin ki… Öyle masum, öyle can… Hemşirelerden çok destek aldık o gece. Anne karnında yuttuğun sıvıları çıkarıyordun, sürekli üstünü değiştiriyorlardı yılmadan. Sol bacağım ilginç şekilde tutmadı o gece, bir ara çok mutsuz oldum hatta. “Daha ayağa bile kalkamıyorum, nasıl bakacağım bu bebeğe” diye başladım ağlamaya. Destek fazla olmayınca, herşeyi kendim yapmak zorunda olduğumu bilince (tabii ki kocam destek ama o da bebek bakmayı bilmiyordu ki!!!) böyle bir hisse kapılmam oldukça normaldi. Neyse ertesi gün öğlen geçti o uyuşukluk kendime geldim, ayağa kalktım. Tam doğumdan 24 saat sonra duşumu almış artık ayağa kalkmıştım, sezeryan olmasına rağmen son derece kısa zamanda kendime geldim! 

Emzirebilmem için o kadar yardım ettiler ki. Allaha şükür bir sorun olmadı. Emzirmek için anneye biraz vakit vermek gerekiyor. Maalesef benim ilk denememde oda fazla kalabalıktı o da insanın stresini artırıyor. Bu özel durumlar için anneye mutlaka fırsat ve zaman vermeli, destek olunmalı. “Yok olmuyor, bu çocuk aç kalıyor” dendiğinde insanın morali çok bozuluyor. Sütün gelmesi illa ki bir kaç gün sürüyor, hemen olmuyor. Bunun farkında olup annenin canını sıkmamak gerek. Sırf o moral bozukluğu yüzünden, hiç kilo veremedim ben doğumdan sonra. Tatlılar, helvalar, kompostolar, vs. bir dakika rahat durmadım ki sütüm olsun yavrum aç kalmasın psikolojisinden. Halbuki alakası yokmuş, en önemlisi su içmekmiş. Şimdi hala kilo vermem gerekiyor inşallah onu da yapacağım bitanem en kısa zamanda 🙂

2 gece kaldık seninle hastanede. Herşeyimizle ilgilendiler sağolsunlar. Cumartesi günü daha bir günlükken bebeklikten “erkekliğe” geçtin sünnet ile birlikte 🙂 Tüm oğlan çocuğa sahip olan arkadaşlarımız mutlaka yaptırın demişlerdi. Operasyon son derece acısızmış; buna ikna olmasam asla olmana izin vermezdim zaten. Baban videoya çekti operasyonu sen uyurken bitmiş gitmiş herşey. Geldiğinde biraz stresliydin, hemşireler öyle söylediler, o soğuk ortamdan etkilendiğini bebeklerin, uzun uzun sarılıp rahatladın yanımda. 
O gece annem vardı benimle kalmak için. Kendisi yorgun olduğundan gece hemşirelere bırakalım yavruyu dedi. O senden ayrı kaldığım 2 saat hiç gözümü kırpamadım öldüm öldüm dirildim özlemimden. Sonra dayanamadım istedim bizim yanımıza verilmesini zaten. Nasıl bir duyguysa hele o ilk doğum yaptığım zamanlarda 5 dk. bile ayrı kalmaya tahammülü olmuyor insanın. Öyle bir tensel, ruhsal çok özel bir bağ var anne ile bebeği arasında. 

Pazar sabahı artık çıkış için işlemlere başladık. Doktorum yanımıza geldi ve doğum sonrası depresyon olabileceğini bundan korkmamamı, alabileceğim tüm desteği almamı söyledi. Ona söylediğimi öyle net hatırlıyorum ki: “çok mutluyum Hüsnü bey, hiç böyle mutlu olmamıştım…” Öylesine güçlüydü ki duygularım… Annelik dünyanın en güzel, en tatmin edici, en doyurucu, en olgunlaştırıcı, en dolu dolu deneyimi… 
Doğumundan 2 gün sonra 2 kişi çıktığımız eve evimizin minik prensiyle geri döndük ve hayatımız o andan itibaren bir daha  eskisi gibi olmadı 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s